BBC İslam

İman etmeden mücadele edilemez mücadele etmeden de iman etmiş olunmaz.

Devrimci üsluptan totaliter gerçeğe: KEMALİZM

Posted by bbcislam Mayıs 31, 2009



‘Kemalizm nedir? sorusunun hâlâ net bir cevabı yok. Çünkü herkesin kendince bir tanımı var. Dinamizm ve dönüşüm temelli Kemalizm, yıllar içinde ‘tartışılamaz ve yegâne hakikati bulmuş’ bir dogma hâline geldi.

Devrimci üsluptan totaliter gerçeğe: KEMALİZM

Kemalizm ya da Atatürkçülük… “Türkiye Cumhuriyeti’ni var eden ve yaşamasını sağlayan mükemmel sistem”, “1930’ların dünyasından kalma, baskıcı rejim”, “Günümüz şartlarına göre yeniden tasarlanması gereken kurucu ideoloji”… Ve bunlar gibi onlarca tanım. Her birinde doğrular ve yanlışlar yan yana.

Birileri, başta laiklik, Cumhuriyet’in kazanımlarını ve Kemalizm’i yıkmak (!) istiyor, karşılarındakilerse bu değerleri sonuna kadar savunacağını(!) söylüyor. Ortalık karşı devrimciden, yobazdan, Batı uşağından, diktatör kafadan, elit zümreden, ulusalcıdan geçilmiyor. Zamanla azalması gereken ihtilaflar, aksine son yıllarda artıyor. Biri de çıkıp gerçek Kemalizm ya da Atatürkçülük nedir söyle(ye)miyor. Çünkü ‘gerçek’, herkesin ‘kendi’ yorumunda. Ölümünün 70. yıldönümünde Mustafa Kemal Atatürk ismi ve ideali etrafındaki çok sesliliğin gelişimini ve sebeplerini araştırdık ve tek soru sorduk: Kemalizm ya da Atatürkçülük nedir?

MUSTAFA KEMAL’İN FİKRÎ ARKA PLANI

‘Kemalizm’ ya da ‘Kemalist’ tabirinin ilk ne zaman kullanıldığına dair kesin bir bilgi yok. Millî Mücadele döneminde İngilizlerin, Ankara’da toplanan herkesi Kemalist diye tanımladığı söyleniyor. İletişim Yayınları’ndan çıkan Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce serisinin Kemalizm cildinde Neşe Yeşilkaya’nın verdiği bilgiye göre, 1931’deki Cumhuriyet Halk Fırkası Üçüncü Büyük Kongresi’nde bizzat Atatürk; Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılâpçılık’tan müteşekkil altı ilkeyi Kemalizm diye tanımlıyor. Kemalizm başlıklı eserlere gelince, Türkçülük akımının önde gelen isimlerinden Munis Tekinalp (Moiz Kohen)’in Kemalizm isimli bir kitabı bulunuyor. Yine Edirne Milletvekili Şeref Aykut’un 1936’da yayımlanan CHP programının izahı alt başlıklı eserinin ismi de Kamâlizm. Kemalizm yerine Kamâlizm’in seçilme sebebiyse bir görüşe göre devrin Türkçü yaklaşımı.

Aslında Kemalizm’in ilk nüvelerini Atatürk’ün gençlik yıllarındaki fikrî yapısında aramak lazım. Devrin siyasi meseleleriyle ilgilenen ve gününe göre marjinal sayılan düşüncelere sahiptir, Mustafa Kemal. Cumhuriyet tarihinin önemli isimlerinden Falih Rıfkı Atay’ın ‘Atatürkçülük nedir?’ başlıklı kitabında bu konuya değiniliyor: “Nerede kiminle buluşsa, içki sofrası veya eğlence âlemi de olsa, tek konuşma konusu nasıl kurtuluruz davası idi… Bir akşam gene Selanik gazinolarından birinde Sultan Hamid istibdadı yıkılınca ne yapılacağı konuşuluyordu. Sıra ona gelince ‘ Rumeli’nde ve küçük Asya’da bizden olmayan toprakları içine almayan bir sınır çizerim. Bu sınır içindeki memleket ve milletimizi kurtarmaya bakarım.’ dedi.”

Bu vaka Kemalizm’i, zihninde zaten kurguladığı ama zamanı gelince uyguladığı düşünceler bütünü diye tanımlattırabilir. Vatan şairi Namık Kemal, pozitivist Batıcı Tevfik Fikret ve Türk milliyetçisi Ziya Gökalp, onu fikrî sahada besleyen isimlerdir: “Heyecan ve hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir… Ben inkılâp ruhunu Fikret’ten aldım.”

Bugün birbirinden farklı Kemalizm yorumlarının temel atıfları, Mustafa Kemal’in Millî Mücadele dönemindeki iç ve dış siyasette izlediği dengeli politikalardadır. Aslında tüm bu hareketler kendi içinde bütünlük taşır. Ama birçok farklı fikir sahibi, bunlardan birini ele alarak Mustafa Kemal üzerinden kendilerine meşruiyet kazandırmaya gayret eder. Böylece Kemalistliklerini ya da Atatürkçülüklerini ispatlarlar!

Mesela, Mustafa Kemal antiemperyalistti, Sovyet Rusya’yla ilişkileri iyiydi, hâsılı Kemalizm solcuydu. Ama Meclis açılışında dua etmişti, cami kürsülerinde konuşmuştu, öyleyse Kemalizm dindardı. Batılı güçlerle savaşıyordu ama ilerisi için kapıları kapamıyordu, o zaman kesin Batıcıydı!

Zafer sonrası Mustafa Kemal, muhalifler karşısındaki gücünü vatanı düşmandan kurtaran Gazi Paşa sıfatıyla artırır. Ancak yine de Saltanat’ın kaldırılması ve Lozan heyetine seçim, müzakerelerin yürütülmesi hususlarında eleştirilerden kurtulamaz. Neticede 16 Nisan 1923’te çok sesli Millî Mücadele Meclis’i seçime giderek dağılır. Artık Gazi Paşa’nın zihnindeki fikirleri gerçekleştirmesi için ‘sert muhaliflere değil, yenilikleri uygulayan’ onaylayıcılara ihtiyacı vardır.

Bu yapıyla açılan İkinci Meclis ilk icraatıyla rejimin ismini koyar. Mustafa Kemal’in 27 Ekim 1923 gecesi Çankaya’da yakın arkadaşlarına açtığı Cumhuriyet’i ilan fikri ertesi gün Meclis’te kabul edilir. Karar önceden verilmiş, vekiller sadece onaylamıştır. Birkaç ay sonra halifeliğin kaldırılması, Osmanlı hanedanının yurtdışına çıkartılması, Şer’iye ve Evkaf ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti’nin ilgası ve Takrir-i Sükûn Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle Kemalizm’in icra dönemi başlar.

Gelişmelerin hızı Meclis’i ikiye böler. Bir yanda Mustafa Kemal ile İsmet Paşa, diğer tarafta Dr. Adnan (Adıvar), Rauf Bey, Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele) gibi eski yakın arkadaşlar. Nihayet muhalifler 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı (TCF) kurar. Rauf Bey’in bir Amerikan gazetesinde çıkan demecine göre amaç Gazi Paşa’yı devirmek değil, frenlemek ve hükûmeti denetlemektir. TCF’liler Çankaya’nın bağımsız kalması iddiasındadır. Cumhurbaşkanlığına seçilen kişinin milletvekilliği sona ermelidir. Mustafa Kemal ise TCF’ye tavır alır, çünkü onlar ‘Cumhuriyet’i boğmak istemektedir.’ Gerginliğe Şeyh Said ayaklanmasının getirdiği karmaşa da eklenince TCF’nin sonu gelir. Aynı dönem Takrir-i Sükûn kanunuyla basın da sindirilir. Hâsılı 1925, Kemalizm’in ülke genelinde kesin hâkimiyet kurduğu kırılma yılıdır. Artık devrimlere karşı durabilecek siyasetçi ve aydınlar tümüyle bertaraf edilmiştir.

Kemalizm’in bundan sonraki yegâne amacı toplumu muasır medeniyet seviyesine çıkarmaktır ki bu Batı’dır. Toplumsal, ekonomik, hukuki sahalarda ve eğitim ile kültür alanında girişilen yenilikler birbirini izler. Medeni Batı seviyesine geleceksek giyimimizle, kültürümüzle, hukukumuzla onlara benzemeliydik. Hatta Batılı gibi düşünmesini de öğrenmeliydik. Türklük temeli üzerine Batı kaynaklı tüm öğeler eklenir. Kemalizm Batıcı yönünü göstermiştir.

Bugün o yılları jakoben, antidemokratik, hatta diktatörlük sayanlara Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi gibi isimler Kemalizm adına itiraz ediyor: “Sadece 15 yılda bir toplumun kültürel değerlerini 180 derece aksi yöne çevirmeyi mümkün kılacak hangi demokratik metot vardı da Kemalistler yapmadı…” Bu görüşe de farklı bir soruyla karşılık veriliyor: “Kültürel değerleri 180 derece değiştirmeye gerek var mıydı?”

ETNİK MİLLİYETÇİLİK VE ‘İRTİCA’ KADİM DÜŞMAN

Rejimin temeli Türk milliyetçiliği ve pozitivist akılcılık üzerine kurulur. Ülkede herkes Türk kabul edilir, asırlardır milleti cahil bıraktığı ileri sürülen ‘din bezirgânları’yla mücadeleye girişilir. Aksi fikir beyan edenlerse zaten ‘hain ve irticacı’ydı. 1920’lerin ve 1930’ların bakışı geçen yıllara rağmen esnemedi, tam aksine kemikleşti. Türk kimliği haricinde özellikle Kürt diye isimlendirenler haindi. Çünkü kadim medeniyetler Sümer ve Eti gibi Kürtler de Türk asıllıydı ama bunu unutmuşlardı. Bu dayatmacılık özellikle askerî darbe dönemlerinde daha da arttı. Diyarbakır Cezaevi’nde 12 Eylül sonrası Kürt kökenli yüzlerce vatandaş işkenceye uğradı. Bunlar Atatürkçülük iddiasındaki Kenan Evren’in yönetim yıllarında ortaya çıktı.

Sistemin denetimine girmesi gereken meselelerden biri de dindi. Aslında Kemalizm’in doğrudan dine karşı tutumu yoktur. Amaç toplumun din ihtiyacının kontrollü biçimde karşılanmasıdır. Tekke, zaviye ve türbeler ile Şer’iye ve Evkaf Nazırlığı’nın kaldırılması, ardından da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasıyla sistem hazırlanır. Ama rejimin mazur gördüğü Mevlevilik ve Bektaşilik, başta Nakşîlik olmak üzere diğer tarikatlar gibi irticacı damgası yemez. Alevî vatandaşların senelerce CHP’nin oy tabanını oluşturması da bu devirden kalmadır.

İbadet dilinin Türkçeleştirilmesi de bizzat Mustafa Kemal’in emriyle başlar. Kur’an-ı Kerim, ezan ve mevlid ‘millîleştirilir.’ Alternatif mevlidinde Atatürk’e ilah diye seslenecek kadar ileri giden Behçet Kemal Çağlar’a Kur’an-ı Kerim’i nazımla yazma görevi verilir. Bir taraftan da çağın en önemli çalışmalarından sayılan Elmalılı Tefsiri yazılır.

Sonraları Kemalizm’den sapmanın ilk işaretlerinden kabul edilen meselelerden biri de ezan meselesidir. 1930’larda başlayan İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığında kanunla pekiştirilen ezanı Türkçe okuma zorunluluğu, Demokrat Parti’nin iktidarında CHP’li vekillerin de oyuyla ortadan kalkar. Aslında buradaki hüküm salt Türkçe okuma yasağının ilgasıdır. Fakat kamuoyu bir daha ‘millî ezan’a itibar etmez. Kimi ‘Kemalist’ler bu gelişmeyi ve 1946-50 arası dinî eğitim kurumları açılmasını hâlâ “Kemalizm’e ve rejime karşı çıkış” kabul eder. Sonuçta Atatürk dine karşı çıkmamıştı; ama onun adına hareket ettiğini söyleyen bazıları dine dair her adımı Kemalizm düşmanlığı diye algıladı. Aynı tutucu bakış laiklik konusunda da yıllardır sürdürülüyor.

İNÖNİZM KEMALİZM’İN ALTERNATİFİ Mİ?

Atatürk ve özellikle İnönü devrine yönelik en fazla dillendirilen ithamlardan biri de ‘Hitler Almanyası’ veya ‘Mussolini İtalyası’na benzemektir. Falih Rıfkı Atay’ın aktardığına göre, vaktiyle Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker bir Avrupa seyahati sonucu hazırladığı faşist parti tüzüğü taslağını Mustafa Kemal’e sunmuş ve “Beylerim millete diktatörlük edecek. Kimin adına ve ne hakla?” cevabını almıştır.

Kemalizm’in jakoben bir yönü bulunduğunu bugün birçok bilim adamı dile getiriyor. Ama diktatörlük meselesine daha farklı bakılıyor. Genel itibariyle bu yorum CHF’nin 10 Mayıs 1931’deki Üçüncü Büyük Kurultayı’nda altı ok ilkelerinin resmîleştirilip partinin devletle özdeşleştirilmesi neticesinden kaynaklanıyor. Çünkü o tarihten sonra CHF politikaları devlet şemsiyesi altına giriyordu. Aynı kurultayda Mustafa Kemal altı ok ilkelerini Kemalizm diye tanımlayınca devletin resmî ideolojisi de ortaya çıktı. Bir süre sonra Vedat Nedim Tör, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge gibi isimler Kadro Dergisi etrafında Kemalizm’i ideolojileştirmeye çalıştı.

CHF-devlet bütünleşmesinin kenetlendiği devirse İnönü’nün Çankaya’ya çıkmasından sonradır. Almanya’nın Führer’i, İtalya’nın Duçe’si, Türkiye’nin de Millî Şef’i vardır, artık. İnönü’nün selefinin fotoğraflarını paradan kaldırmasını, kendi heykellerini diktirmesini Kemalizm’e karşı İnönücülüğün doğuşu kabul edenler de var. İsmet Paşa’ysa bunun tam aksini düşünüyor. Ona göre tüm bunlar dosta düşmana Cumhuriyet’in sahipsiz kalmadığını gösteriyor.

Tek parti iktidarı Kemalizm adıyla baskının arttığı yıllardır. Özellikle Varlık Vergisi ve 20 kura tabir edilen zorunlu askerlik hâlâ tartışılan hususlar. Savaş sonrası dünyada hızla yükselen demokratik yönetimler tek parti iktidarını da zorlar. 1946’da çok partili hayata geçilir. Dört yıl sonra da CHP, iktidarı DP’ye bırakmak zorunda kalır.

10 yıllık DP iktidarı bazılarınca gericilikle suçlansa da Atatürk argümanının en çok kullanıldığı dönemdir. Paralara tekrar Atatürk fotoğrafları basılır, ülkenin dört bir yanına heykelleri yerleştirilir. İnönü’ye dair ne varsa ortadan kaldırılır. Kimileri bunun Celal Bayar ile kadim rakibi İnönü ihtilafından kaynaklandığını söyler. Atatürkçülük artık, DP’liler için de önemli bir söylemdir.

HER DARBECİ KEMALİZM İÇİN MÜDAHALE EDİYOR!
Senelerdir rejim bekçiliği üzerinden söylem geliştiren iki kurum var. Biri ‘Atatürk’ün kurduğu, Millî Mücadeleyi gerçekleştiren, Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa eden’ siyasi oluşum CHP. Şimdiki CHP’liler, başta Deniz Baykal, bu literatürü hâlâ kullanıyor. Diğeri de “Atatürk’ü yetiştiren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan, laik Cumhuriyet’in bekçisi” Türk Silahlı Kuvvetleri. İkisinin de düşmanı ortak: Etnik milliyetçilik ve irtica… Bir önceki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’la Deniz Baykal bir ara birbirlerini eleştirince, ‘Parti ile ordu arasındaki diyalog kırılıyor mu?’ tartışmaları da yaşandı.

TSK’nın rejim bekçiliği ilk 27 Mayıs’ta kendini gösterir. Kimilerince İsmet Paşa’nın da sesini çıkarmayarak yol vermesiyle askerler halkın oyuyla iktidara gelen siyasetçileri hapseder. Gerekçe anayasayı ihlal, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı davranış, irticai gelişmelere kayıtsız kalma gibi daha sonraları sıkça kullanılacak ithamlardır. Ardından 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve nihayet 27 Nisan’da aynı gerekçeler sıralanır: Cumhuriyet’e ve laikliğe karşı yükselen tehditler.

Tüm darbeci askerler zorda kaldıkları için sisteme müdahale etmiştir. Hepsi de Kemalizm yolundadır. Asker arasındaki Kemalizm yorumu da kişisine göre değişmektedir. 27 Mayısçı Cemal Madanoğlu, karşı devrim tanımının mucidi sosyalist Doğan Avcıoğlu ve İlhan Selçuk ekibiyle devrimci demokrat Kemalist müdahale peşindedir. Kenan Evren ayetler, hadisler okuyarak, her yere Atatürk büstleri dikerek, ilköğretimden üniversiteye müfredatları Atatürkçülük dersleriyle doldurarak, 28 Şubatçılar tankları yürüterek Kemalizm’i korumaktadır.

Ordunun bu duruşu ve katılığı son yıllarda kırılsa da Kemalizm’den anladıkları hâlâ sert laiklik ve sağlam milliyetçilik temeline dayanıyor. Atatürk’ün hedef gösterdiği muasır medeniyet seviyesi ise bu iki kavramın cenderesi altında.

KEMALİZM VE ATATÜRKÇÜLÜK MEŞRUİYET KAYNAĞI

Çok partili hayata geçildikten sonra resmî parti CHP’nin haricinde siyasi alana atılmak isteyen tüm politik oluşumlar, evvela Kemalizm’e ve rejime bağlılıklarını ispatlamakla yükümlüdür. Bunlar içinde en garip tezatları yaşayansa sol düşüncedir. Onlar antiemperyalizmi savunmaktadır ki Kemalizm’in özünde bu vardır. Sonra halkların eşitliğini dile getirmektedirler ki bu da Kemalist söylemde yer alır. Zaten Nazım Hikmet’in Atatürk’ü ‘Burjuva Kemal’ diye andığı günler de geride kalmıştır. 1960 sonrası yükselen sol hareket bir süre sonra İnönü tarafından da belirli rötuşlarla kabul edilir. CHP ortanın solundadır. Böylece Kemalizm’in bayraktarı kurucu parti bir zamanlar mücadele ettiği fikirleri dillendirmektedir. Aynı İnönü, vaktiyle Kemalizm’e yön vermek isteyen kadrocuları komünistlikle itham etmiştir. İlerleyen yıllarda Millî Demokratik Devrim söylemi gelişir. Devrimci ve Kemalist askerler, aydınlar ve kitleler ortaya çıkar. Aslında bu fikriyattakilerin Kemalizm’den esinlendikleri yegâne vasıf laikliktir, diğer söylemleri çoğunlukla sosyalizmden etkilenmiştir.

1923’ten bu yana Kemalist söylem her öğesinde az çok değişime gitmiş. Zaten fikirlerinin donmasından her zaman ürperen, muasır medeniyet seviyesini evrensel şartlara göre yenilenmede gören Mustafa Kemal bakışı bunu gerektiriyor. Fakat iş laiklik meselesine gelince tam aksine ‘muasır Batı medeniyeti’nin din ve vicdan hürriyeti hususunda ulaştığı nokta yakalanamadığı gibi 1920’li ve 1930’lu yılları da zorlayan tutucu bir tavır takınılıyor. Şimdilerde Sosyalist Enternasyonal’e de üye, liberal politikalara da açık Kemalist (!) CHP ise bu hususta değişime açık öncü rol oynamaktan çok uzak.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 85, Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 70. yıldönümünde Kemalizm’in gücüne, etkisine ve açılımına dair söz söylemek hâlâ tabu. Prof. Dr. Atilla Yayla gibi eleştirdiği için hapis cezası alan bilim adamları, Mustafa Kemal’in özel hayatına ait bazı noktaları belgeselleştirdiği için tepki gören Can Dündar misali gazeteciler var. Yıllardır çizilen hatasız ve fikirleri mutlak hakikat kabul edilen Atatürk portresi gelinen noktada dogmalaştırıldı. Mustafa Kemal’in yıllar önce hedef gösterdiği muasır medeniyetin, demokrasi, insan hakları, fikir ve vicdan hürriyeti gibi evrensel değerleri, ne gariptir ki, Kemalizm adına kendini ulusalcı ilan eden ve yeni bir Millî Mücadele’ye ihtiyaç duyan kişilerce reddedilmekte. Artık demokrasi, birileri için Cumhuriyet’in karşıtı. Kemalizm’se Atatürk’ün değişim fikrini donduranların elinde bir dogma.

Prof. Dr. Toktamış Ateş:

ATATÜRK POLİTİKALARINA İMZAMI ATARIM; AMA BUGÜNE
GETİRİLMESİNE KARŞIYIM

Mustafa Kemal rasyonel bir devlet adamıydı. Dünya koşulları karşısında farklı tavırlar takınırdı. Bu sebeple tek Kemalizm yoktur. Ama bunun üzerinde Kemalizm halk egemenliğine dayanmaya çalışan, bağımsız-antiemperyalist, laik ve çağdaş bir ideolojidir.

Bence tüm farklılık 12 Eylül 1980 sonrasında ortaya çıkıyor. Partiler kanunuyla siyasal liderler diktatöre döndürüldü. Siyasi boşluğa düştüğümüze inanıyorum.

Kemalizm’i de rezil ettiler. İktisat fakültesinde Türk Devrim Tarihi dersleri veriyordum. İnanılmaz bir şey. 1, 2, 3 ve 4’üncü sınıflara her yarıyıla haftada 2 saat ders kondu. İnsanları Atatürk’e düşman etmek için başka ne yapılabilir diye düşünseniz ancak bu yapılabilir. Çocuklar ikrah etti, Kemalizm’den Atatürkçülükten.

Bugün Kemalizm’in revizyona ihtiyacı yok ama farklı yorumlardan doğrusunu seçmek lazım. Fakat putlaştırıldı, heykele çevrildi. Her putlaştırma reaksiyon doğuruyor. Sonra karşı reaksiyonlar başlıyor. İşler çığırından çıkıyor. Gerçek Kemalizm’i karanlığa vura vura bulacağız. Sorunlarımıza halkın tepki duymayacağı çözümler getirecek bir şey bulacağız. Kafamdaki Mustafa Kemal çözüm getiriyor. Ama düşünmem toplumda kitlesel destek sağlamıyor. Bugün Halk Partisi hiç kuşku yok ki Atatürkçü; ama benimkiyle uymuyor ve eleştiriyorum. Baskıcı bir zihniyet var. Mesela Atatürk hâlen kanunla korunuyor, ayıp bir şey. Türk milleti için bugün Atatürk’ü kanunla korumaya ihtiyaç yok. Millet Atatürk’ü kendince benimsedi. Yine şu da var, Atatürk’ün yaşadığı dönemde uyguladığı politikaların altına imzamı atarım. Ama o politikaları bugüne getirmeye çalışırsanız karşı çıkarım. O günün şartları içinde değerlendirmek lazım. Kimi Atatürkçü arkadaşlarımız bunu hayal ediyor, işte olmuyor.

Atatürk kendinden sonraki nesillere “Maddi miras bırakmıyorum; tek bıraktığım şey düşünce özgürlüğü ve özgür düşünce.” diyor. Bunu diyen adamı kalıba koyarsanız yanlış yaparsınız.

-Altı ok ilkesinden özellikle laikliğin ön plana çıkartılmasını, diğerlerine bu kadar atıf yapılmamasını neye bağlıyorsunuz?

Altı ok nostaljik bir şeydir. Günümüz Türkiye’sinde uygulanacak bir şey değildir. İkinci Cumhuriyetçi süper zeki taife altı ok arasında demokrasi bulunmamasını eleştirir. Ama bunlar Kemalizm’in bütün ilkelerini ortaya koymuyor. Tam bağımsızlık ve antiemperyalizm Kemalizm’in ayrılmaz parçaları ama onlar da yok.

Son dönemde laikliğin ve cumhuriyetçiliğin sıyrılmasını da Kemalizm adına daha bağnaz tavır takınan insanların bunlara sarılmasına bağlıyorum. Cumhuriyetçilikle demokratlığı birbirine alternatif gibi gösteriyorlar ki böyle mantıksız bir şey olmaz. Cumhuriyetçilik ve demokrasi birbirine rakip değil bir arada olması gereken şeylerdir.

Ahmet Kuyaş (G.Saray Üni. Öğr. Gör.):

KEMALİZM DİYE TANIMLANABİLECEK BİR ŞEY YOK

Kemalizm diye tanımlanabilecek bir şey yok. Atatürk yaşarken de Kemalizm ya da Kamalizm diye bazı şeyler icat etmeye çalıştılar. Kendisi istemedi. Çünkü hani derler ya ‘Marks Marksist miydi?’ Atatürk de Atatürkçü ya da Kemalist değildi. Türkiye’yi çağdaş bir ülke yapmaya çalışan bir devrimciydi. Bu hususta biri ‘Atatürk’ü çok seviyoruz’ diyor ki, çağdaşlığı ve modernliği yeterince iyi bilmediklerinden hep Atatürk savunusuna başvuruyorlar, onsuz çağdaşlık söylemi kuramıyorlar. İkincisi ‘başımıza ne bela geldiyse Allah’ın cezası Atatürk yüzünden’ diyor. Diğeri de son devirdeki antidemokratik uygulamaların hesabını bunu yapanların söylemine kanarak Atatürk’e çıkartıyor.

Ama Atatürk’ü bugün konuşmuyor bile olmamız lazım. Danimarkalının ya da İtalyan’ın çağına yakışır demokrat olması için Atatürk’e ihtiyacı var mı? Türk’ün de olmaması gerek. Atatürk, İslam’a giriş öncesinde ya da sonrasında ne kadar büyük adamımız varsa onlardan biri. Sorun varsa, mesela demokratik sıkıntıları halletmek istiyorsak, aklımızla düşünerek, problemin ne olduğunu çözümleyerek üzerine gitmemiz lazım. Tarihi ve tarihteki birtakım kişileri çözüm üretmek ya da üretmemek için kullanmamız son derece saçma.

Bugün Kemalizm birtakım insanların ideolojisi. Ama boş, yani anlat bakayım dediğin zaman iyi bir İngiliz’in ya da Alman’ın o gün memleketinde yaşadığı çağdaşlık neyse o tanımdan farklı bir şey verilebileceğini mümkün görmüyorum. O yüzden anlatamazlar. Kemalizm böyle ele avuca gelmeyen, öyle havada dolaşan garip bir şey.

-Liberalizm ya da komünizm gibi fikir akımlarıyla karşılaştırınca tablo nasıl şekilleniyor?

Jakobenizm Atatürk döneminin özelliği. Halka sorulmadan birtakım önemli değişimlerin yapıldığı uygulama. Ama buna Kemalizm diye isim vermek yanlış. Çünkü bunlar, mesela Medeni Kanun; Fransa’da, Belçika’da ve Hollanda’da da var, onlar Kemalist mi? Genel oy hakkı. Fransızlar, İngilizler ve Almanlar bir buçuk yüzyıldır kullanıyor, Kemalist mi adamlar? Bu değerlerden yanayım demek için Atatürk’e atıf gerekmiyor. O zaman bütün çağdaş dünya Kemalist. Komik bir durum. Atatürk’ün tartışmalarda olumlu ya da olumsuz koz rolünden kurtarılması şart. Söylediğim gibi bugünkü tartışma ortamından çıkartın, inanın ortamda zerre kadar bir şey değişmeyecek. Çünkü bugünkü ortam Atatürk kısa pantolonla dolaşırken ya da yüzbaşıyken de vardı, memlekette.

-Atatürk iyi insandı ama İnönü… şeklinde tepki gösterenler var…

Laiklik yönüyle fark olduğunu sanmıyorum. Savaş yıllarındaki bazı önlemlerin doğrudan laiklikle ilgisi bulunmadığı kanısındayım. Zamanla açıklık kazanacak. Ama 1945’te kopuş yaşandığını söyleyebiliriz. Dikkat ederseniz onu da söyleyenler sol Kemalist denilen hatta içlerinden bazıları faşizan sağla işbirliğine gitmiş insanlar. Rahmetli Attila İlhan ve İlhan Selçuk gibi. 1945 sonrası alınan bazı tedbirler çok partili sistemde mutlaka gerekli miydi? Böyle olmasını kabul etmiyorum. Ancak prensip olarak açıklanamayacak, toplumsal görülmesi gereken bazı şeyler var. Okullarda din dersinin yeniden seçmeli hâle getirilmesi gibi.

Bana kalırsa laik bir ülkede seçmeli de olsa din dersi olmamalı. Ancak toplumda din dersi verilmeyen okullara çocukların gönderilmemesi söz konusu. Bu önlemle okula giden çocuk sayısında ciddi artış sağlandı. Daha sonra imam hatip okulları için de geçerli. Gerçi buraların yüzlerce olmasının garipliği kanısındayım. Ama öte yandan bu kadar imam hatip okulu olmasaydı bu kadar kız okula gitmemiş olacaktı. Anne babanın zihniyetini değiştirmeye uğraşmaktansa imam hatip diyorsun, aileler ikna oluyor. Bu yönüyle toplumsal yararı var, 1945-46 değişimlerinin.

-Cumhuriyet’in temel ilkelerinden ne anlamamız lazım. Altı ok mudur?

Altı ok değil. Bugün Avrupa’nın herhangi bir cumhuriyetinin ya da meşruti monarşisinin temel ilkeleri neyse Cumhuriyet’inki de o olmalı. Bazı liberal eleştirilerin haklı gözükmesinin temel sebebi bu. Cumhuriyet’in temel ilkeleri diye ‘demokrasi’ diyorlar; ama bir bakıyorsun 1920’lerde 30’larda demokrasi yok. Ama kuruluşun kendine özgü devriminden ve dinamiğinden kaynaklanan bir şey. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Türkiye’nin geleceğini akıllarında nasıl yansıttıklarını yanıtlayamıyoruz. ’30-40 yıl sonra şöyle şöyle görmek istiyorum.’ diye kimse yazmamış. Genel tanım muasır medeniyet seviyesi.

-Muasır medeniyet nasıl evriliyorsa Türkiye’nin de aynı şekilde dönüşmesi gerekmez miydi?

Kesin. Yalnız şunu unutmayın, her yiğidin bir yoğurt yiyişi var. Fransa ile Almanya aynı biçimde evrilmemiş.

-Gelinen noktada demokrasi adına pek de fark yok…

Bugün bir fark yok tabii. Ama kıta Avrupa’sıyla ABD arasında da fark yok. 10-15 yıl önce Türkiye’de laiklik şöyle de sekülerizm böyle diye saçma bir tartışma vardı. Gidiş yoludur, bu. Toplumların kendine has tarihsel belirlenimleri vardır. Amerika’yı Katoliklerin elinden kaçan Protestanlarla, Protestanların elinden kaçan Katolikler birlikte kurduklarından baştan bunu bu işe karıştırmayalım demişler. Neticede Fransa’daki gibi sert laik sistemden geçme ihtiyacı duymayan bir ülke doğmuş.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: